Konjonktürel birlik mi stratejik ittifak mı?

Kürdistan’da konjonktürel “birliğin” sınırlılıklarıyla enerji harcamak yerine siyasal aktörlerin esnek siyaset yapmasını mümkün hale getirecek ve “özgürce yaşama” idealine referanslanan stratejik bir “ittifak” üzerinden yol alınabilir.

IŞİD’in önce Şengal daha sonra ise Kobanê kuşatması ile başlayan sürecin, Kürt tarihinde pek benzerine rastlanmayan yeni bir siyasal düzeneğe yol açtığı görülüyor. Kürdistan ordusu ya da Kürtlerin ulusal kongre altında birleşme beklentileri bu kez daha güçlü bir şekilde yeniden vurgulanıyor. Siyasal bir projeksiyona dayanan bu beklentilerin ne denli bir iyimserlik içerdiğinin yanı sıra pratik zorlukları ve olası riskleri de tartışılmaya değer.

Kürtlerde “birlik” özlemi, bölünmüşlük tarihinin yarattığı travmanın sonucudur. Siyasal bir öykünme olarak Kürtler için birlik, makus talihin geri döndürülmesinde sığınılan yegane kapı olarak görüldü hep. Peki birlik olunsa her şey gerçekten güllük gülistanlık olacak mı? Yapısal zorluklarına rağmen “birlik kapısının” açılması halinde Kürtler ve bölge halkları bu durumdan nasıl etkilenecek? Gerçekten Kürtler kendi bölünmüşlük tarihlerini geri döndürecek bir tarihsel dönemeçte mi? Bölünmüşlük tarihinin panzehiri gerçekten birlik mi? Kürtlerin birliği mümkün mü?

Birbirini destekleyen ve koşullayan yukarıdaki sorulara verilecek cevaplar; aşırı siyasal iyimserlik ile olası hayal kırıklıkları arasında gidip gelen Kürt siyaseti için zihin açıcı olabilir.

Öncelikle birlik olgusunun modern siyasala sirayet etmesinin, Machiavelli’nin Prens’i ve ardından Mezzini’nin “birleşik cumhuriyet” fikri ile başladığını belirtmekte yarar var. Her iki düşünür de en nihayetinde ulus-devletçi burjuva Avrupa’nın inşasında rol oynamış siyasal bir projeksiyon sunarak tarihin bu dönemine damga vurdu: Birlik tahayyülünün, üst-orta sınıfların iktidar ve pazar düzeneği şeklinde cisimleşen egemenlik biçimleri olarak. Marx’ın Mezzini için söylediği gibi “ebedi bir ahmak” değilsek, böylesi bir birliğin ne Kürtler ne de bölge halkları için bir esenlik muştulamayacağını görmek zor olmasa gerek.

İkincisi, ulusal birlik fenomeni çok kimlikli yapılarda, çoğulculuğa değil aynılaşmaya ve tek tipleştirmeye dayanan bir siyasal strateji hedefler. Türkiye örneğinde de görüldüğü üzere “ulusal mutabakat” ya da “birlik” sağlanan tarihsel anlar, katliam anlarıdır aynı zamanda: Ermeniler, Rumlar ve Kürtler “birlik” zulmünden fazlasıyla nasiplenmişlerdir! Bu anlamıyla ulusal birlik, siyasetin aritmetiğini yüzdeler üzerinde kurup bölüştürmeye başladığında, bu bölüştürmede kimin payına ne çıkacağını kestirmek zor olmasa gerek. Dolayısıyla ulusal siyaset ile demokratik-eşitlikçi siyaset arasındaki makasın kapanmamak üzere açılması kaçınılmaz oluyor.

Stratejik bir ittifak

Kürtler en nihayetinde bağımsız bir ulus-devletin hayalini kuruyorlarsa, birlik fikrinin inşa siyasetinin yükseltilmesinde bir beis görülemez.

Ancak başta PKK olmak üzere “birlik projesinin” kapsamına giren hiç bir siyasal güç, birlik olgusuna stratejik yaklaşmıyor, yaklaşamaz da. Dolayısıyla “birlik projesi” dönemsel taktiksel bir proje izlenimi veriyor. Projenin merkezindeki iki büyük siyasal aktörün (PKK ve KDP) sınıfsal-siyasal temsili ve stratejik angajmanları bir birlik atmosferinin yaratılmasını uzak bir ihtimale dönüştürüyor.

Bu durumda geçtiğimiz günlerde “Kürtlerin birliği” diskuruyla imzalanan Duhok Antlaşması ne anlama geliyor?

Son iki yıldır Türkiye ile Sünni eksende kurduğu ilişkiler ve anti-Rojava siyaseti ile Şengal’de ciddi bir imaj kaybına uğramış, yara bere içinde kalmış bir KDP’dir Duhok’a giden. PKK’yi (ve PYD) Duhok’a götüren ise Rojava’nın içinde bulunduğu reel durum ve Kobanê kuşatmasıdır. Dolayısıyla Duhok Antlaşması’nın stratejik değil konjonktürel zorunluluklarla tarafları bir araya getirdiği söylenebilir.

Bu gerçekliği göz önünde bulundurarak, tarihsel, stratejik boyutları ile hali hazırda imkan dahilinde olmayan “birlik” fikrinden ziyade, “ittifak” gibi daha esnek bir siyasal argümantasyon ile süreci tanımlamak yerinde olacaktır.

Ortadoğu coğrafyası, tehdit odaklarına karşı ittifak oluşturmak için hali hazırda güçlü bir zemin sunmaktadır. Konjonktürel olarak dolaşıma sokulmuş ulusal “birlik” gibi sınırlı bir alana hapsolmak ve bunun olası diplomatik zorluklarına enerji harcamak yerine; siyasal aktörlerin etkinlik alanlarında daha esnek siyaset yapmasını mümkün hale getirecek, “özgürce yaşama” idealine referanslanan stratejik bir “ittifak” üzerinden yol alınabilir. Tarihsel olarak “dersler” çıkarılarak gidilecek böylesi bir ittifak gerçek anlamda demokratik-katılımcı-eşitlikçi bir “birlik” tahayyülüne de güç katabilir.

Keza IŞİD tehdidine karşı geliştirilecek konjonktürel bir “birlik” IŞİD tehdidi ortadan kalktığında nasıl işlevsizleşecekse; bulunduğun yerde “özgürce yaşama” ideali üzerine inşa edilen stratejik bir “ittifak” olası tehditlere karşı manevra kabiliyetini bir o kadar güçlendirecektir.