Savaşa mahkum edilen ülke: Ermenistan

Görsel: Ruben Muradyan – Paşinyan imajlı bir saç traşı: Kadife devrimin lideri, Ermenistan’da yeni bir kişilik kültüne dönüştü.

Ermenistan’daki kadife devrimin başbakanı Paşinyan, bölgesel barış projeleri ile öne çıktı. Bu durum, yozlaşmış rejimlerle ilişki kurmakta mahir olan Rusya’yı endişelendirdi. Moskova için dondurulmuş bir çatışma her zaman en iyi seçenektir çünkü.

Dağlık Karabağ meselesinin taraf ülkelerdeki otoriter rejimler için ürettiği “fırsatların” Azerbaycan boyutunu daha önce ele almıştık. Şimdi ise Ermenistan boyutuna yakından bakacağız.

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sorunlar 1988’e dayanır. Ermeni ulusal hareketinin güçlendiği bu dönemde Dağlık Karabağ’da iki toplum arasında çatışmalar başladı. 1994 yılına kadar süren çatışmalarda, Dağlık Karabağ, uluslararası hukukta Azerbaycan’ın toprağı olarak kabul edilse de, de facto olarak bağımsız bir devlet olarak yoluna devam etti. Ermenistan dahil BM’ye üye hiçbir ülkenin kabul etmediği bağımsız bir ülke. Bu süreçte çok dramatik sivil katliamlar yaşandı. 1992 Hocalı katliamı ve sivil Ermeni nüfusa karşı girişilen 1992 Marağa katliamı ilk akla gelenlerden.

Ermenistan, 1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Suriye doğumlu Levon Ter-Petrosyan, bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. 1992’de Ermenistan’ın da katılımıyla (Rusya merkezli) Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün temeli atıldı. 1993’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Dağlık Karabağ sorunu üzerine dört karar aldı: Ermenistan’ın, işgal ettiği Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi talep edildi.

Diğer taraftan, kamuoyunda barışçıl kimliği ile bilinen Ter-Petrosyan, 1994 yılında ülkedeki radikal milliyetçi Taşnag Partisi’ni yasadışı ilan etti. Aynı sene Ermenistan, Azerbaycan ve Dağlık Karabağ’ın taraf olduğu ateşkes antlaşması imzalandı.

1995’te yapılan halk referandumunda 3. Ermenistan Cumhuriyeti’nin (1918, 1920, 1991) anayasası kabul edildi. 1996’da Levon Ter-Petrosyan, ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. Azerbaycan ile kalıcı barış görüşmeleri sürerken, Ermeni milliyetçileriyle Erivan hükümeti arasında gerilimler de artmaya başladı.

Uzlaşı arayanlar kaybetti

1997’de Ter-Petrosyan, Ermenistan ekonomisini güçlendirmek ve ablukadan kurtarmak için, AGİT Minsk Grubu’nun önerdiği Dağlık Karabağ dışındaki yerleşim birimlerinin Azerbaycan’a geri dönüşü ve çatışma alanının askersizleştirilmesi planını kamuoyu ile paylaştı. O dönem Başbakan Robert Koçaryan ve dönemin İçişleri ve Milli Güvenlik Bakanı Serj Sarkisyan’ın, Ter-Petrosyan’a karşı milliyetçi cephede birleşmesi ülkede siyasi krize yol açtı. Kamuoyunda her iki aktör Karabağ Hareketi’nin önderleri olarak bilinir.

Sonuç olarak Levon Ter-Petrosyan 1998’de istifa etmek zorunda kaldı. Ter-Petrosyan, Karabağ meselesi nedeniyle, Azerbaycan’da Ayaz Mutallibov (1992) ve Ebulfez Elçibey’den (1993) sonra görevini kaybeden üçüncü Cumhurbaşkanı olmuştu.

Milliyetçi cephe 1998’de Karabağ doğumlu Robert Koçaryan’ı Cumhurbaşkanı seçerek zaferini ilan etti. İlk icraatlarından bir tanesi Taşnag Partisi’ni tekrar yasal zemine kavuşturmak oldu. 1999’da milliyetçi cephe genel seçimleri kaybedince barış umutları yeniden yeşermeye başladı. Fakat seçimlerden henüz beş ay geçmişti ki Ermenistan parlamentosunda kanlı bir silahlı saldırı düzenlendi. Aralarında meclis başkanı ve başbakanın da olduğu toplamda 8 kişi hayatını kaybetti. Kimin yaptığı bu gün için bile karanlıkta olan bu kanlı saldırı (kimine göre Moskova, kimine göre Ermenistan’daki milliyetçi cephe) Koçaryan ve baba Aliyev’in NATO’nun 1999 Washington toplantısında bir araya gelmeleri sonrası yaşanması beklenen barış görüşmelerini de sekteye uğrattı. AGİT’in 1999 İstanbul toplantısında Laçin ve Meghri koridorları üzerinden Toprak Değişimi Antlaşması’nın imzalanacağı bekleniyordu fakat parlamentoya düzenlenen malum silahlı saldırının gölgesinde görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı. Bu silahlı saldırı milliyetçi cepheye bir kez daha alan açmış ve sorunu barışçıl şekilde çözmek isteyenlerin elini kolunu bağlamıştı. Thomas de Waal’in “Karabağ: Barış ve Savaş Süreçlerinde Ermenistan ve Azerbaycan” kitabında Koçaryan ve baba Aliyev dönemi detaylı şekilde incelenmiştir, meraklıları için önemli bir kaynaktır.

Robert Koçaryan, 2003’te yüzde 67 oyla yeniden cumhurbaşkanı seçildi. 2005’te AGİT’in Minsk Grubu tarafından çözümün temel ilkeleri üzerinde ön anlaşmaya varması beklenen dördüncü “karma” plan tartışmaya açıldı. 2007’de AGİT’in Minsk Grubu, Madrid İlkeleri olarak bilinen ve belli bir süre kamuoyundan gizli tutulan yeni bir format önerdi. Madrid İlkelerine göre, 3 aşama belirlenmiştir:

  • Dağlık Karabağ dışındaki 5 ilin Azerbaycan’a geri bırakılması
  • Laçin koridorunun oluşturulması adına 2 ilde özel rejimin tesis edilmesi
  • Azerbaycanlı nüfusla birlikte Dağlık Karabağ’da referandumun yapılması

2008’de Karabağ doğumlu Serj Sarkisyan, eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’a karşı yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından muhalefetin düzenlediği gösteriler tırmanmaya başladı. Ermenistan’da sekiz kişinin hayatını kaybettiği gösterilerin ardından Dağlık Karabağ’da Ermenistan ve Azerbaycan arasında 14 sene sonra ilk ciddi çatışma yaşandı. 2008’deki gergin ortam (+Gürcistan Savaşı) Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya’nın taraf olduğu barışçıl Moskova Beyannamesinin imzalanmasıyla sonuçlandı.

Dış politikada Avrupa Birliği, Türkiye ve Rusya kanadında önemli gelişmeler yaşandı. 2008’de AB’nin Doğu Ortaklığı girişimi gerçekleşti ve 2009’da Brüksel’in doğu komşuluğu politikalarında (Belarus, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) yeni bir süreç başlatıldı. 2008-2010 yılları arasında Türkiye ile bir çözüm süreci söz konusu olsa da iki ülke arasındaki diyalog başarısızlıkla sonuçlandı. 2011’de Rusya’nın Gümrü’deki askeri üs misyonunun 2044’e kadar uzatılmasıyla ilgili yeni bir anlaşma imzalandı ve Rusya’nın Ermenistan üzerindeki etkisi tekrar güçlenmiş oldu.

2013’te Serj Sarkisyan, yeniden cumhurbaşkanı seçildi. 2014’te (Rusya merkezli) Avrasya Ekonomik Birliği’ne üyelik görüşmeleri yapıldı. AB kanadındaki gelişmeler, Avrupa Parlamentosu’nun eleştirel tutumu ve Kırım Krizi’nde Ermenistan’ın Rusya’yı desteklemesinden dolayı zayıfladı. 2015’te Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılımı tamamlandı. 2017’de AB ve Ermenistan, 5. Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’la imzalanan anlaşmanın altında fakat Belarus ve Azerbaycan’la imzalanan anlaşmanın üstünde olan Kapsamlı ve Gelişmiş Partnerlik Antlaşması’nı imzaladı.

Demokratik değerler çok zayıf

Rusya ile stratejik ortaklığı, Avrupa, Amerika ve Ortadoğu ile oldukça güçlü sosyal bağları ve Çin ile çok iyi düzeyde ticari ilişkileri olan Ermenistan’da 2018’e kadar; insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi alanlarda neredeyse hiç bir gelişme yaşanmadı. 2018’de yarı-başkanlık sisteminden parlamenter cumhuriyet sistemine geçen ülkede, 2018’deki kadife devriminin etkisiyle sağlam bir demokratikleşme sürecinin başladığı söylenebilir. Fakat yine de The Economist Demokrasi Endeksi’ne göre 86. sırada, Freedom House raporuna göre Bosna-Hersek ile birlikte 53 puanla kısmen özgür statüde ve Human Rights Watch raporuna göre cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı şiddet ve ayrımcılık, engelli kişilere karşı ayrımcılık ve aile içi şiddet devam etmektedir. Kısaca, çok yol kat etmesi gerekiyor.

Diğer yandan Ermenistan’ın önünde öncelikle bölgede tam anlamıyla barışı tercih etmesi; Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıması, Türkiye ile ilişkilerindeki soykırım tartışmasını uluslararası hukuka bırakması (1948/51 Soykırım Sözleşmesi) ve ardından Güney Kafkasya Üçlüsü (Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) olarak Avrupa Birliği’ne entegrasyon gibi zor dış politika konuları da var. Nereden bakarsak bakalım, içeride iç politika üzerindeki bu milliyetçi baskı hem içerde hem dışarda işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.

Kadife devrim ve Rusya’nın ‘endişeleri’

Kadife devrimle birlikte başbakan olan Nikol Paşinyan, 2018’de bölgenin tamamında barış ve demokrasinin sağlanması için mikro devrimler formülüyle öne çıktı. Fakat, milliyetçi tazyik karşısında Paşinyan da savruldu. Barışçıl söylemlerin yerini zamanla gereksiz “şanlı tarih” polemikleri aldı. Böyle bir ortamda 2020’de Tovuz çatışması ve Eylül çatışması patlak verdi.

Bölgenin abisi olarak Rusya’nın Güney Kafkasya’da eli tartışmasız güçlüdür ve küresel bir aktör olarak bölgede söz sahibidir. Bölge ülkelerinde içerdeki yozlaşmayı destekleyen Rusya, her zaman kaostan beslenir. Diktatörler veya yozlaşmış rejimlerle ilişki kurmak Rusya için her zaman daha kolaydır. Şantaj, “meşru” bir diplomatik araçtır Moskova için. Ya düşersin ya da itaat edersin! Yoksa düşman olursun; tıpkı Ukrayna, Moldova ve Gürcistan örneğinde olduğu gibi…

2018’de Ermenistan’da gerçekleşen kadife devrim Rusya’nın endişelerini artırdı. Barışın sağlanması, hatta üstüne üslük AB ile ilişkileri geliştiren Ermenistan’ın demokratikleşme çabaları Rusya’nın bölgedeki hâkimiyetine bir çeşit meydan okumaydı. Rusya’nın elinde kalan şey her iki ülkede de milliyetçiliği kaşımak oldu. Nitekim olup biten şey de bu. Günün sonunda nasıl olsa abi, kavgaya tutuşan kardeşleri bir araya getirir, çözümü bulur. Malum durumu tekrar ilan eder; bu coğrafyada benim borum öter!

Bundan sonra ne olur?

Görünen şu, dış politikada çok fena cezalandırılan Paşinyan, iç politikada ise selefleri gibi milliyetçi güçlerin kucağına itiliyor. Nikol Paşinyan, bölgede adeta bir öteki; Rusya, Türkiye ve Azerbaycan gibi ülkelerin güncel siyasal biçimine hitap etmiyor, kısacası aynı dili konuşmuyor. Ermenistan’ın önünde iki yol var: Ya Putin’e boyun eğecek, ki bu Paşinyan’ın görevi bırakmasına kadar gidebilir ya da Ermenistan bölgesel iş birliği ve dengelerde Azerbaycan ile yer değiştirecek. Rusya açısından dize getirilmiş bir Paşinyan ile statükoyu sürdürmek de fena bir fikir olmayabilir. Unutmamalı ki Moskova için dondurulmuş bir çatışma her zaman en iyi seçenektir. Bu, abiliği sürdürmenin en kesin yoludur! Çatışan tarafların dış işleri bakanlarını Moskova’ya davet etmesi ve ateşkesin sağlanması bunun somut bir örneğidir. Bundan sonraki görüşmelere de Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan dışında bir ülkenin katılmayacak olmasının açıklanması da önemli bir bölgesel mesajdır.

Kısacası Rusya Ermenistan’a format atma çabasında. Putin’in dediği olursa (ki, başka bir yol görünmüyor) kazanan yine diktatörlük, kaybedense yine demokrasi ve barış ihtimali olacak. Bu arada Aliyev de, aldığı her karış toprağa sevinecek. Çünkü onun otoriter rejimine, milliyetçiliği besleyecek ve dolayısıyla iktidarını tahkim edecek muazzam bir anlatı fırsatı verecek bu durum.

Bitirirken, ille de iyimser olmak gerekirse; Nikol Paşinyan’ın, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinde yeni bir ihtimalin önünü açan başlangıçtaki demokratikleşme çağrılarının gelecekteki yeni nesil barış görüşmelerine zemin sunabileceği söylenebilir.