Podcast nedir?

Podcast, Frankfurt Okulu’nun radyo-TV yayınına atfettiği işlevi çok daha etkili bir şekilde yerine getiriyor: Kişilerarası yaşamlarımıza nüfuz ediyor ve ilişkilerimizi olabileceğinden daha sığ ve katı hale sokuyor.

Anselm McGovern / Damage Mag

“Podcast” terimi, 2004 yılında teknoloji muhabiri Ben Hammersley tarafından “yanlışlıkla icat edildi“. “Pod” kısmı adını “iPod”dan, iPod ise adını 2001: A Space Odyssey’ten almıştı. Filmdeki replik şöyleydi, “open the pod bay doors, HAL.” (Kapsül dış kapılarını aç, HAL.).

Podcast, Charles Herrold tarafından 1909’da icat edilen “broadcast” (yayın/radyo-TV yayını) terimiyle de oynuyor aynı zamanda. Yayın, “tohumun her yöne fırlatılmasını” belirten bir çiftçilik terimiydi (Herrold bir çiftçinin oğluydu).

Amerika’da ilk “yayın istasyonunu” (“San Jose Calling”, şimdiki KCBS San Francisco) kuran Herrold, belirli bir izleyiciyi hedefleyen “dar yayın” (narrowcast) terimine “yayın” terimiyle karşı çıktı. Podcast’ler, Herroldcu anlamda, dar yayınlar değildir. Dar yayınların, bir gemideki tek alıcı gibi belli hedefleri vardır. Podcast belirli nişleri işgal edebilir ancak, bu kadar çok tohumun dağıldığı ve çoğunun kök salmasının beklenmediği bir çağda olsa da, etkin bir yayındır.

Elbette podcast deneyimi, yayından oldukça farklıdır. Ziyadesiyle gayri-resmi bir formata sahip olan podcast, genelde açıkça tanımlanabilir bir yapıdan yoksundur. Beklenti, tanıdıklarının bir partide yaptığı ilginç bir sohbete rastlamak gibi bir deneyim yaratmaktır.

Bu anlamda podcast, Frankfurt Okulu’nun yayına atfettiği işlevi çok daha etkili bir şekilde yerine getiriyor: Kişilerarası yaşamlarımıza nüfuz etmek ve gerçek ilişkilerimizi olabileceğinden daha sığ ve katı hale sokmak. Yayındaki zevat uzaklardan bir şekilde bir araya getirilir. Yayındakilerle bir yakınlık kurulması ise, arkadaşlar ve aileyle kurulandan açıkça farklıdır.

Podcast karakterleri değişiktir: Onlar sadece mikrofonla konuşan insanlardır ve siz o odada olmayı hayal edebilirsiniz. E-postalara genellikle kişisel olarak yanıt verirler; hatta gerçek bir tanışınız bile olabilirler. Haber bülteninin arkadaş sohbetlerinin yerini aldığını tasavvur edemeyiz; ancak podcast’ler söz konusu olduğunda bu mümkün. Özellikle de hali hazırdaki koronavirüs zamanlarında arkadaşlarınızla konuşmanın en iyi yolu, tüm konuşmaların kaydedildiği aynı postcast yazılımını kullanmakken.

Bize kalan, ziyadesiyle yapılmış kafa sallama hareketi

Bu nedenle parasosyal etkileşim, podcast formatıyla hiç olmadığı kadar sosyal etkileşim modeline yakınlaşır. Genelde gerçek hallerinden daha iyi olsalar da, podcast karakterleri ikame tatminler olarak anlaşılabilir. Herkes konuşmalarda çokça yer işgal eden, bilgili ve konuşkan arkadaşını sever, tabii fazla maruz kalmadıkça. Onların bu nazik durumlardaki mevcudiyeti bizi mutlu eder elbet, ancak bize fazlasıyla kafa sallama hareketi kalır sadece.

Malum bir arkadaşın aksine, podcast zevatı istediğiniz zaman oradadır ve bir düğmeye dokunarak gider. Sessiz bir toplantı için kurtarıcı olmayabilirler belki, ama kendinize biraz sohbet alanı ayırmak için yeterince oyalayıcı içerik sağlarlar.

Ayrıca, Sherry Turkle’nin sözleriyle, “birlikte yalnız” olarak bulunduğumuz yerlerin daha iyi dekore edilmesi için ek bir işlev de sağlıyorlar. Aslında, koronavirüs krizinin başlangıcından bu yana, podcast indirme sayıları düştü. Nedeni podcast’lerin dünyada, trende ve arabalarımızda tüketiliyor olmasıdır. Bunların işlevi, 2001: A Spacea Odyssey’deki EVA kapsülleri (pod) gibi uzay boşluğunda ayrı ayrı baloncuklar şeklinde ilerlememize yardımcı olmalarıdır.

Bir bakıma, bu yeni bir şey değil: iPod ve benzerleri, istenmeyen konuşmaları engelleyen ve en sevdiği müzikle kişinin işe gidiş gelişlerini ihya eden sosyal koruyucu aksesuarlar sağlıyor. Ancak kapsül, müzik yerine sohbetle dolu olduğunda farklı özellikler taşır. Müzik, kendi hayatınızın kahramanı olabilmeniz için kişisel bir film müziği sunar; konuşma en azından asgari düzeyde dikkat gerektirir.

Müzik deneyimi ‘geliştirir’, podcast deneyimin yerini alır

Belki de “arka plan konuşması” (background conversation) ifadesi inanmak istediğimden fazla nüfuza sahip, yine de bunun podcast deneyimini tam olarak yansıttığını düşünmüyorum. Bu anlamda podcast sinema gibidir. Bernard Stiegler’in öne sürdüğü gibi, sinema deneyimi kendini diğerinin zamanına bırakmaktır: “Bu eğlencenin 90 veya 52 dakikası boyunca bilincimizin zamanı, birbirlerine gürültü, kelimeler ve seslerle bağlanan bu hareketli görüntülerin zamanına tamamen geçecek. Hayatımızın 90 veya 52 dakikası gerçek hayatımızın dışında geçmiş olacak.”

iPod müziği, kişinin deneyimini “geliştirir”; podcast, tıpkı film gibi deneyimin yerini alır. Ancak filmden farklı olarak podcast algısal odaklanma gerektirmiyor; çünkü Marshall McLuhan’ın “akustik dünyasında” bir oyuncu olmak, çerçeve ve sınır ihtiva etmez. Podcast sınırsızdır; tiyatro gibi özel bir mekanı yoktur ve üstelik podcast’ler bu sınırlama yokluğunu, programlanma yapılarında, süregiden geleneksel takdim veya anlatı arklarında taklit edecekler.

Kaynak: damagemag.com

Çeviri: geremol

Yazının orijinali: What is a podcast?