Bir başka mıdır?

Bir Başkadır karakterlerinden Gülbin ve Gülan.

Türk dindarlığı için boşluksuz izahlar yapan Bir Başkadır, Kürt meselesini “AKP’li Kürtler” başlığı altında tartışıyor. Fazilet sahibi dindar Türklere, davaya ihanet eden AKP’li Kürtler eşlik ediyor!

Yönetmen Berkun Oya’nın “Bir Başkadır” dizisi son günlerin en çok tartışılan konusu. Burada, genel bir analizinden ziyade dizinin Kürt meselesine ilişkin tartışmasını kısaca ele alacağım.

Savaş nedeniyle İstanbul’a göç etmiş, yorulmuşluğun cismani tezahürü bir anne ve babanın üç çocuğundan ikisi, Gülbin ve Gülan. Bir de erkek kardeş var, Rezan. Tatvan’ın bir köyünde(!), otuz beş sene önce kendisine hamile annesinin karnına inen tekmelerin (postalların) sakat bıraktığı Rezan. Rezan, yığma pencereli İstanbul’un sığınılan bir yerinde kanayıp duran evsiz bir yaradır. Her seferinde babasının söylediği stran-larla biraz durulan çırpınışları, devletin Kürtlüğe dair istisnai yasasını unutmayı aile bireyleri için bir ihtimal olmaktan çıkarıyor. Dramın analize konu bu anlatısı izleyeni de benzer bir ihtimale karşı uyarır gibi olacakken, mesele başka bir forma geçiş yapıyor.

Yukarıdaki anlatıyı içkin dizinin ilk altı bölümündeki görece güçlü dramatik kurgu, son iki bölümde yerini, ucuz bir Yeşilçam melodramına terk ediyor. Gerilimli tarihsel ve toplumsal ilişkilere dair bir başka anlatım beklentisine son iki bölümdeki “mutlu son” klişeleri ile son veren diziden geriye, buradaki de dahil bir ton gürültü kalıyor. Seyirciye çalışan pek de masum olmayan bu oyunda, Kürt anlatısı da fabrika ayarlarına dönüyor.

Gülan, yönetmenin gördüğü, Gülbin ise görmek istediği Kürdü temsil ediyor

Bu dönüşü, Gülbin ile Gülan arasındaki gerilimli ilişkiden anlıyoruz. Gülbin, üniversite okumuş, psikiyatr doktor olmuş, ilgi ve ilişkileriyle orta sınıf gündelik bir hayat yaşayan, Kürtçeyi anlayan ama konuşamayan, aksansız Türkçeli, “görsen hiç Kürt demezsin” kıvamında bir karakter. Ateist olduğu sezdirilen Gülbin, düşünceli tavrı ve özellikle anne ve babasına karşı duygusal sorumluluklarıyla olumlanıyor. Aksanlı bir Türkçeye sahip, çoğunlukla Kürtçe konuşan türbanlı Gülan ise, saldırgan ve yabani bir karakter. Eşi Civan tarafından her seferinde sakinleştirileme çalışılan negatif bir temsile sahip.

Toplumsal gerilimlerin devamlı surette ikiliklere indirgendiği hikayede, dindar-seküler ayrımı odak noktasını oluşturuyor. Ancak, dindarlık iki tezat anlatıma sahip. Artık aşılan bir mesele olan türban üzerinden tartışılan Türklerdeki dindar-seküler gerilimi, seküler kibrin sert eleştirisi ile çözümleniyor. Nihayet seküler Türk kibri; Meryem’in fazileti, Ruhiye’nin masumiyeti ve Hoca’nın göle nazır piknikli tefekkürü karşısında zavallı bir reflekse dönüşüyor. Paralel Kürt anlatısında ise tersi bir istikamet söz konusu. Okumuş ve böylece aydınlanmış Gülbin’in olumlanan sekülerliğinin karşısına, türbanı dışında dindarlığının içeriğine dair bir veriye sahip olamadığımız Gülan karakteri temsiliyle olumsuzlanan Kürt dindarlığı konuluyor.

Türk dindarlığı için boşluksuz izahlar yapan yönetmen, izleyenin verili vicdanına havale ettiği Kürt meselesini “AKP’li Kürtler” başlığı altında nesnelleştiriyor. Gülbin, “Otuz beş sene önce o tekmeyi yiyen kadının evladı. O içerideki garibin kardeşi. Bugün kim atıyorsa o tekmeyi, gidip ayaklarının altını öpüyorsun” şeklinde sitem ettiği Gülan, o sırada dua etmekle meşgul. Ah şu geri kalmışlık!

Gülan karakteri etrafında performe edilen AKP’li Kürtler parodisinin tekabül ettiği Kürt sosyolojisi tartışması bir tarafa; dizideki Türk AKP’lilerin vakurlu ve fazilet sahibi duruşlarına karşın Kürt AKP’lilerin davaya ihaneti vurgulanıyor! Türkün dindarlığı erdem, Kürtünki gayri-medenilikle malul bir sığlık. Kürt meselesini hayat tarzı tartışmasına indirgeyen seküler-dindar ekseninin bu tutumu, Kürtleri medenileşme evrimini tamamlamamış bir topluluk olarak görme eğilimine dayanıyor.

Sonuç olarak; Bir Başkadır, Kemalist “geri kalmışlık” tahayyül dünyası içinden yapılan bir Kürt okumasının ötesine geçemiyor. Bu arada, en son bir birlerine saç baş girişirken görünen Kürt kız kardeşlerin aksine, Türk karakterlerin neredeyse tamamının medeni bir mutluluk stratejisi ile ayrıldıkları hikaye, “Bir başkadır benim memleketim”in coşkulu bir kutlamasına dönüşüyor…