Fabrikasyon mağduriyet!

test
Diyarbakır'daki anıtlardan örnekler

Kamusal bir sanat olarak heykel mekanda tarihi, kültürel ve sembolik anlamlar üretir. Kürt mücadelesinin direniş anlatısının aksine Diyarbakır’da park ve bahçelere serpiştirilen fabrikasyon üretim bu anıtlarda mağduriyet ontolojik bir vakaya, bir kadere dönüşüyor. Heykelin hafızayı ve direnişi örgütleme kapasitesi işgüzarca heba ediliyor.

(Not: Bu metin yedi yıl öncesine aittir. Kayyım rejiminin Diyarbakır’da diktiği anıtlara ilişkin güncel tartışma vesilesi ile hatırlanmıştır.)

Kürtlerin mücadele tarihi bir isyanlar tarihidir. Kürtlerin muhataplarıyla kurdukları bu ilişki biçimi, mağduriyet söyleminin asli bir savunma mevzisi düzeyine çıkmasına izin vermez bu yüzden. Zalimin kurallarını belirlediği bir ilişki biçimi olarak mağduriyet, pasif bir ahlaki konuma karşılık gelir çünkü. Oysa Kürtler, mağdur sızlanmasıyla değil, ağır bedeli olan mücadelelerle tarih sahnesinde yer aldı. Kürdistan coğrafyasının demografik haritasını korudukları bu mevcudiyet ısrarları, Kürtlerin bitimsiz isyanının güç ve ilham kaynağı olageldi.

Kürtlerin günümüz hak mücadelesi, onlarca yıldır siyasetin geniş bir yelpazeye yayılan araçlarıyla ve direniş perspektifiyle inşa edilmekte. Bu noktada, Kürt hareketinin öncü ve sembol isimlerinden Mazlum Doğan’ın Diyarbakır cezaevindeki eylemi, direnişin en önemli simgelerinden biri kabul edilir. Mazlum Doğan için pek çok şiir, marş ve şarkı sözü yazıldı. Bunlardan birinde tam olarak şöyle deniliyordu: “Diyarbakır meydanına Mazlum Doğan anıtını dikene dek savaşırız…”

“Diyarbakır meydanına” bir Mazlum Doğan anıtı dikilmiş değil. Bunun mümkün olmamasının anlaşılır nedenleri de vardır mutlaka. Ancak, Mazlum Doğan’ın temsil ettiği mücadele ve direniş sembolizminin “Diyarbakır meydanlarına” ne kadar yansıdığını sormaya hakkımız var sanırım. Yukarıdaki resimlerde, Diyarbakır’ın çeşitli kamusal mekanlarında yerel yönetimler tarafından dikilen “anıtlar”dan örnekler bulunuyor. Alçı, fiber plastik, beton gibi yapay kimyevi malzemelerle yapılan bu “anıtlar”da sanatsal bir üsluptan ziyade performatif durum öne çıkıyor.

Bu noktada, yerel yönetimler için hazırlanmış yakın zamanlı bir kaynak olarak, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın birkaç yıl önce hazırladığı “İstanbul’da Kamusal Alanda Sanat Uygulamaları İçin Öneriler” başlıklı raporu dikkat çekici. Konunun uzmanlarıyla yapılan görüşmeler ışığında hazırlanan rapor, Diyarbakır’a fabrikasyon üretim anıtlar serpiştiren yerel yönetimlerin ihtiyacına cevap verebilecek bir içeriğe sahip.

Anıtların mekanla tarihi, politik ve sembolik bağlarına işaret edilen raporda, “açık alanda, özellikle de kamusal alanda yer alan heykelin kendisinden beklenen işlevleri yerine getirebilmesi için birtakım ilkeler doğrultusunda tasarlanması ve yerleştirilmesi gerekmektedir. Başarılı kentsel mekânların oluşumu için heykelin çevre ile ilişkisi tasarım ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeli, heykelin tasarım süreci de kentsel tasarım süreciyle iç içe olmalıdır. Heykeltıraş ancak başlangıcından itibaren farklı meslek disiplinlerinden temsilcilerle birlikte çalışarak mekana en uygun yapıtı oluşturabilecektir” deniliyor.

Buradan hareketle, tüm kenti, yurttaşları ve hatta daha fazlasını ilgilendiren Diyarbakır’daki heykeller meselesiyle ilgili yerel yönetimlere şu soruları sormalıyız: Kente ilişkin bu tasarruf icra edilmeden önce dikilecek heykellerle ilgili olarak fikir ve tasarım aşaması nasıl gerçekleşmekte? Heykeller hangi ilkeler doğrultusunda tasarlanmakta? Tasarımcılar için yeterlilik koşulu aranmakta mıdır? Heykelleri tasarlayanların bu alanda mesleki ve akademik formasyonları var mı? Varsa referansları nelerdir? Heykeller tasarlanırken, tarihi, politik ve sembolik bağlamlar araştırılıyor mu? Heykelin uygulanacağı kent mekanı için mekan-anlam bağlamı araştırılıyor mu? Farklı disiplinlerden temsilcilerle ortaklaşılıyor mu?..

Mevcut durum bu soruların bir karşılığının olmadığı gösteriyor. Kürt mücadelesinin direniş anlatısının aksine, fabrikasyon üretim bu anıtlarda mağduriyet ontolojik bir vakaya dönüşüyor. Kamusal bir sanat olarak heykelin hafızayı ve direnişi örgütleme kapasitesi işgüzarca heba ediliyor.

serhatliozgur@gmail.com