Kara önlük ittifakına karşı üçüncü ittifak

Kara önlüklüler ittifakının çocuklara vaadi daha fazla “düşman” bilgisidir. Bu kötücül siyaset, Kürtlerin temsil ettiği değişim umudunu HDP üzerinden sömürerek alanını genişletiyor. Yolları ayırmanın, üçüncü ittifakın zamanıdır.

Görsel: Kazimir Malevich – Süprematist Figür (Kanvas üzerine yağlı boya 71×44.5cm)

Epey zamandır Öcalan tarafından ısrarla önerilen ve nihayet yakın zaman önce Selahattin Demirtaş tarafından dile getirilen “üçüncü ittifak” söylemi stratejik önemdedir. Kürtlerin ve dolayısıyla Türkiye’de demokrasi mücadelesinin önünü açacak politik değişiklikleri öncelemektedir.

Demirtaş, neden bu beklenmedik çıkışı yaptı? Sebep açıktır… Türkiye’de siyaset hiç olmadığı kadar tıkanmış durumda. Muhalefet, dünya ile temas kuracak, çağın gereklerine uyum sağlayacak asgari medeniyet temsilinden mahrumdur. Türkiye genel siyasetinin bir medeniyet tasavvurunun olmadığı ise gün gibi ortadadır.

Az gelişmiş demokrasilerde iktidarlar, demokrasiye yüktür. Demokrasiyi, sürdürmek istedikleri iktidarları için harcar dururlar. Ancak Türkiye’de, sadece iktidar değil, muhalefet de demokrasiye yük durumdadır.

Bunun son örneği, muhalefetin çağdışı, ırkçı “andımız” tartışmasındaki tutumunda alenileşti. Kara önlükler giyerek sokaklarda, mecliste, sendika salonlarında hep bir ağızdan ırkçı tebliği okudular. İYİ Parti, CHP ve pek çok “demokrat” solcunun giriştiği faşist gösteri, muhalefetin bu ülkeye dair “gelecek” planlarının resmidir. Millet İttifakı yetinmeyip, ırkçı tebliğin okullarda yeniden okutulması hususunda kanun teklifi hazırladı. Bunlar olurken, HDP’nin “ölü taklidi” yaparak, destekçisi olduğu ittifaka helal gelmemesi yoluna başvurduğunu; vekillikleri düşürüldüğünde meclisi birbirine katanların, ırkçı tebliğ meselesinde sırra kadem bastıklarının notunu da düşelim.

Yeni bir toplumsal sözleşme yapmaktansa, rejimin kutsallarını esas alan, eskiyi ihya etme üzerine kurulu siyaset, ırkçı-milliyetçi zihniyetin dışavurumudur.

Dolayısıyla, kara önlüklülerin bu ülkenin çocuklarına vaat ettiği şey, sahip olunan “düşman” sayısıyla ölçülen bir “Türklük” bilgisinin ötesine geçmiyor. Dünya ile temas etmeyen bu kötücül siyaset, Kürtlerin temsil ettiği değişim umudunu HDP üzerinden sömürerek alanını genişletiyor.

Solun cilaladığı milliyetçilik

İYİ Parti, kentli, orta sınıf, seküler kitleleri milliyetçi siyaset etrafında konsolide ediyor. Güncel anketler, İYİ Parti ve MHP’nin toplam oy oranını yüzde 25 civarında gösteriyor. Bu, ırkçı siyasetin Cumhuriyet tarihi boyunca ulaştığı en yüksek olası oy oranıdır.

Meşruiyetini ve sinerjisini HDP destekli Millet İttifakı’ndan alan İYİ Parti, milliyetçi tabanı genişletirken, MHP iktidar cenahında aynı işlevi yerine getiriyor. Adeta iş bölümü yapan ırkçı siyaset, İYİ Parti üzerinden CHP ve HDP’yi; MHP üzerinden ise iktidarı vesayet altında tutmakta, merkez siyasetin her iki kanadını da manipüle etmektedir.

Bugün, kendisine sol/sosyalist diyen muhalefet otoriter, milliyetçi, patriyarkal dilinden milim taviz vermeyen Meral Akşener’i cilalayıp, alkışlıyor. Aynı kesimler yakın zaman önce, Devlet Bahçeli’yi de iktidara muhalefet ettiği için büyük bir iştiyakla alkışlamamış mıydı?

Bugünkü siyasal ortama baktığımızda, muhtemel bir iktidar değişikliğinde daha milliyetçi ve otoriter bir dalgayla karşılaşılmayacağının garantisi yok. Bu, CHP’ye veya sosyalist harekete yeterince tehdit edici gelmeyebilir ancak, Kürtler böylesi bir riske karşı tedbirlerini almak zorundadır.

Üçüncü ittifak yeni bir toplumsal sözleşmedir

HDP, Millet İttifakı’nın “gizli” ortağı kalmaya devam ettikçe, ittifak ettiği güçler tarafından rejime entegre edilecek ve dolayısıyla anti-Kürt bir çizgiye zorlanacaktır. Kürtlerin cismen var olup ismen olmamalarını talep eden bu ittifak modeli, Kürt ruhunu ve dinamizmini de aşağı çekmektedir.

Oysa Millet İttifakı, Türkiye siyasetinde oyun kurucu olmuşsa ve teveccüh görüyorsa bu Kürtlerin desteği ve temsil ettikleri umut sayesindedir. Demirtaş’ın üçüncü ittifak önerisinin ertesi günü Meral Akşener’in Ahmed Arif şiiri okumasının da, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gazetecilerin ilgili sorularına kaçamak yanıtının sebebi de budur. Kürtlerin Meral Akşener’e, Kemal Kılıçdaroğlu’na ihtiyacı yoktur, aksine Kürtlere ihtiyacı olan onlardır.

Kürtlerin, yek diğerinden farkı olmayan iki kutuplu siyasetin vesayetinden çıkıp, “üçüncü ittifak” yolunu açmasının zamanı gelmiştir.

Kürtlerin üçüncü bir ittifakın öncüsü olması, hem yerel hem evrensel dengelerin gereğidir ve tarihi ıskalamamak adına elzemdir. Dünyada yükselen ve Türkiye’ye de karşılık bulan otoriter, milliyetçi, popülist dalganın yıkıcılığı karşısında bu coğrafyanın en örgütlü aktörü Kürtlerdir. Irak Kürdistan Bölgesi Yönetiminin ve Rojava’daki siyasal varoluşun dünya sistemi ve demokrat kamuoyuyla ilişki biçimi de Kürtlerin buradaki tarihsel duruşunu güçlendirmektedir.

Dolayısıyla Kürtler, Türkiye’de aydınlık bir gelecek isteyenlerin, evrensel demokrasiyle ilişki kurmalarının yolu ve köprüsüdür. Üçüncü ittifak, mevcut iktidar ve muhalefetin kitleleri nefessiz bırakan gayri-medeni siyasetine karşı medeniyet tasavvurunu deklere etmeli, yeni toplumsal sözleşme talebini açıkça ortaya koymalıdır.

Kürtlerin, kadınların, Alevilerin, gençlerin, demokrat Müslümanların, demokrat solcuların, liberallerin özgürlük ve eşitlik talepleriyle dahil olacakları yatay bir koalisyonun yön verdiği siyasetin başarısı kaçınılmazdır.

Barış, demokrasi, kardeşlik gibi değerli kavramların sloganik kullanımlarının ötesine geçilerek, somut talep ve politik önermelerle yeni ittifakın siyasal ajandası cesurca kamu ile paylaşılmalıdır.

Özgür olmayan bir siyaset, özgür bir toplum hayali kuramaz; yapabileceğinin en iyisi, karikatür bir özgürlük fikri ile oyalanmak olur sadece.

sidarayman@gmail.com