Michel Foucault

Neden Foucault’dan vazgeçmemeliyiz

James Miller, Tunus’taki bir mezarlıkta reşit olmayan çocuklarla seks yaptığı iddia edilen Foucault’u sömürgeci bir tavra sahip olmakla eleştirirken, aynı zamanda ondan “neden vazgeçilemeyeceğinin” gerekçesini anlatıyor: Foucault, uygarlığın akıl ile delilik, normal ile anormal, iyi ile kötü arasında çizgi çizmeyi seçtiği yere meydan okuyor.

  • İlk olarak, Santiago’da (Şili) günlük bir gazete olan La Tercera’da yayınlanan bu söyleşi, Guy Sorman’ın yakın zaman önce bir Fransız televizyonunda ifade ettiği ve ardından The Sunday Times’da yayınlanan “Fransız filozof Michel Foucault ‘Tunus’ta erkek çocukları taciz etti’” başlıklı yazısındaki iddiaları tartışıyor. “Michel Foucault’nun Tutkusu” (The Passion of Michel Foucault) kitabının yazarı, New School Siyaset Bilimi ve Liberal Çalışmalar profesörü James Miller, şu ana kadar sessizlik içinde geçiştirilmeye çalışılan bu iddialarla ilgili cesur açıklamalar yapıyor.
James Miller / Public Seminar

Andrés Gómez Bravo: Öncelikle, Guy Sorman’ın Michel Foucault hakkında yaptığı suçlamalar hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. İddialara şaşırdınız mı?

James Miller: Guy Sorman’ın bir Fransız televizyonunun gece programında ve Sunday Times’a verdiği röportajda yer alan iddialar beni şaşırtmadı. Söylediklerinin doğru olup olmadığını bilmem mümkün olmasa da, tanıklığını güvenilir buldum. Ben kitabımı yazdığımda, Foucault’nun Tunus’taki bir mezarlıkta geceleri seks için Arap gençlere para ödediğine dair özel bir bilgim yoktu.

AGB: Foucault’nun entelektüel itibarı göz önüne alındığında, Fransız entelektüellerinin bu suçlamaları küçümsemeye çalışması mümkün müdür?

JM: Kişisel deneyimlerimden, Parisli entelektüel elitin çıkarlarını savunmak için nasıl birleşeceğini ve nahoş bulduğu bir malumatı nasıl görmezden geleceğini bildiğini biliyorum. Bu vakada bunun olup olmayacağını göreceğiz. Şu ana kadar, sessizlik sağır edici (Amerika’da da).

AGB: Suçlamalar ışığında, Foucault’nun reşit olmayanlarla seksin suç olmaktan çıkarılmasına verdiği desteği dikkate almalı mıyız?

JM: Kitabımda, Foucault’nun yaşlı erkeklerin çok daha genç erkeklerle seks yapmasını savunduğu bir noktaya değindim. Bu konuda açık ve netti; diğer entelektüellere bağlı kalmadan, Fransa’da küçüklerle cinsel ilişkinin suç olmaktan çıkarılmasına yönelik 1977 tarihli açık destek mektubunu imzaladı.

AGB: Kitabınızda, Foucault’nun yaşamı ve metinleri “karşılıklı olarak bir birini aydınlatıcı şekilde iç içe geçer” diye yazmışsınız. Çocuklara yönelik olası cinsel istismar, Foucault’nun çalışmalarına yeni bir ışık veya gölge düşürür mü?

Edward Said, Foucault’nun tavırlarından duyduğu rahatsızlığı anlattı

JM: Dürüst olmak gerekirse, Guy Sorman’ın söylediği şeyin, doğru çıksa bile, bunun Foucault’nun yaşamı ve çalışması hakkındaki genel düşüncemizi kökten değiştireceğini sanmıyorum.

Sorman, Foucault’nun Tunus’taki Arap çocuklarla ilişkilerinde “rıza” sorununu hiçbir zaman dikkate almadığını iddia ediyor (ve bu bana muhtemel görünüyor). (Bu tür ilişkilere sahip olduğu, Jeune Afrique‘de yayınlanan yakın tarihli bir raporla doğrulandı.)

Ancak daha sonraki röportajlarında ve arkadaş sohbetlerinde Foucault, erkek çocukların, hatta ergenlik öncesi erkek çocukların bile kendi cinselliklerini özgürce ifa edecekleri yaşta olduklarını açıkça savundu. Bu nedenle yasal rıza yaşının önemli ölçüde düşürülmesi gerektiğini düşündü.

Bu noktada Foucault ile aynı fikirde olunmayabilir, ancak o tercihlerini ya da muhakemesini bir sır olarak saklamadı.

Bu arada, Sorman’ın Sunday Times röportajında ​​iddia ettiği gibi, Foucault’nun Fransa veya Amerika Birleşik Devletleri’nde genç erkeklerle seks yapmanın aksine, sadece Tunus’ta genç erkeklerle seks yaptığını bilmesine imkan olduğunu sanmıyorum.

Öte yandan, Sorman bence tavrın “sömürgeci” yönü hakkında haklı, çünkü Foucault açıkça Oscar Wilde (genç Gide için 1895’te Cezayir’de bir Arap çocuğu edinen) da dahil Andre Gide ve diğerlerinin izinden gidiyor.

Edward Said bir keresinde, Foucault’nun hayatındaki bu dönemden çok rahatsız olduğunu söylemişti bana; çünkü Foucault’nun Tunus’taki kişisel ve siyasi tavırları, bazı yönlerden, Arap “Öteki” üzerinde klasik olarak “Oryantalist” bir bakışı somutlaştırıyor gibi görünüyordu ona.

AGB: Foucault’nun tutumunu haklı çıkarmak için cinsellik teorilerini geliştirmiş olması mümkün mü? Ya da Foucault’nun fikirlerinin onun cinsel tercihlerinden doğduğu?

Başkalarının hala yaptığı gibi, kendisini deli, anormal, suçlu ve sapık olarak mı görmeliydi?

JM: Kendi kitabım, Foucault’nun yazdığı her şeyin, kısmen hem teoride hem de pratikte “sınır deneyimi”ne yönelik bir araştırma yoluyla Foucault’nun kim olduğunu ve kim olabileceğini anlama çabasının bir parçası olduğunu savunuyor. Berkeley’de Foucault’yu tanıyan edebiyat bilimci Leo Bersani’nin bana söylediği gibi, “bedeninin yaşamı, zihninin yaşamı için önemliydi.”

Foucault her zaman merak etmişti: Kimisinin geçmişte ve kimisininse bugün hala yaptığı gibi, kendisini deli, anormal, suçlu ve sapık olarak mı görmeliydi? Bence bu tür sorular, onun en önemli felsefi ve tarihyazımsal araştırmalarının temelini oluşturuyordu.

AGB: Küçüklere yönelik taciz edici davranışlar hakkındaki bu bilgi, Foucault’nun çalışmalarını ahlaki olarak gözden düşürür mü? Onu yine de usta olarak görebilir miyiz?

JM: Guy Sorman’ın Sunday Times‘a verdiği röportajda söylediği bir şeye katılıyorum: “Çalışmalarına büyük hayranlık duyuyorum ve kimseyi kitaplarını yakmaya davet etmiyorum, sadece onun hakkındaki gerçeği anlamaya davet ediyorum.”

AGB: Genel olarak, bir yazarın entelektüel itibarı onun ahlaki değerlerle ilişkisini değiştirir mi?

JM: Bence, büyük zenginlikleri nedeniyle olağanüstü ayrıcalıklı olanlar ya da büyük başarıları nedeniyle şöhreti olan insanlar, görece bir cezasızlık ile neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair geleneksel kuralları çoğu kez ihlal edebiliyor. Foucault her zaman sınırları test ediyordu. Daha ünlü hale geldikçe, sınırları daha özgürce test etmesi biraz daha kolay hale geldi.

Foucault, uygarlığa meydan okumanın merkezinde yer alan gerçek bir radikaldir

AGB: Foucault’nun reşit olmayanlarla cinsel ilişkiye müsamaha gösteren tek kişi olmadığı çok açık. Rıza yasasını değiştirmeyi ve 15 yaşın altındaki kişilerle rızaya dayalı cinsel ilişkileri suç olmaktan çıkarmayı destekleyen 1977 mektubu, Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre, Gilles Deleuze ve diğerleri de dahil olmak üzere çok sayıda entelektüel tarafından imzalandı. Bugün bu konum savunulamaz: Bu, Fransız entelijansiyasının kültürel bağlamına mı yoksa zamanın ahlakına mı karşılık geliyor?

JM: Fransız entelektüellerinin 1977’de takındığı tutumun “savunulamaz” olduğu konusunda size katılmıyorum. Bir tartışma başlatmaya çalışıyorlardı. Ve bugün bile, bunun tartışmaya değer bir konu olduğuna inanıyorum. Sonuçta, dünyada cinsel rıza yaşının şu anda 15’in altında olduğu birkaç ülke var. Filipinler ve Angola’da 12; Burkina Faso, Komorlar, Nijer ve Japonya’da 13’tür.

Ama aynı zamanda, 1977’deki açık mektubun, kısmen Foucault (ayrıca Freud ve Marcuse) gibi yazarlardan esinlenen bizlerin, modern toplumların, çoğu cinsel arzuyu düzenlemeyi amaçlayan gereksiz bir suçluluk ve utanç fazlalığından muzdarip olduğumuza inandığımız, insanlık tarihinden bir anı yansıttığı da doğrudur. Mayıs 68’in sloganlarından biri “Yasaklamak yasaktır” idi.

Benim kuşağımın aşırılık ve ihlali yüceltmesi bazen kendine zarar vericiydi ve kimi korkunç yeni tahakküm biçimlerini kolaylaştırdı (Foucault’nun daha sonra “benlik bakımı” üzerine yaptığı çalışmasında anlamaya ve hakkında yazmaya başladığı gibi).

Foucault aynı zamanda daha geniş bir entelektüel anın ve ortamın çok önemli bir parçasıydı, yeni kurtuluş hareketlerine de güçlü bir şekilde ilham veren biriydi – özellikle geyler için ama aynı zamanda kadınlar için de.

Foucault için cinsellik, önceden nereye çizgi çekeceğini bilmediği aktif bir deney odağıydı. “Muhasebeci, çizgiyi çizin diyor: ama aslında her yere çizilebilir.” Burada Gilles Deleuze’den alıntı yapıyorum – ama Foucault bu duyguları paylaştı. Felsefe yaparken olduğu kadar davranışlarında da korkusuz – ve bazen umursamazdı.

AGB: Geçen yıl, Gabriel Matzneff davası Fransa’yı şok etti ve ahlaki açıdan sorgulanabilir yazarların çalışmalarıyla ne yapılacağı sorusunu gündeme getirdi. Sizce bu yazarların toplumumuza getirdiği zorluk nedir?

JM: Foucault, uygarlığın akıl ile delilik, normal ile anormal, iyi ile kötü arasında çizgi çizmeyi seçtiği yere doğrudan meydan okuyor. Bu meydan okuma, işinin merkezinde yer alıyor; Foucault’yu gerçekten radikal bir düşünür yapan şey budur. Tüm hayatı, derinden rahatsız edici olmaya devam ediyor – olmasını istediği gibi.