PkF:* Bak, ‘zulüm var’ diyeceksin, tamam mı?
Nilgün Toker, HDP'nin misyonunu anlattığı söyleşisinde, haklı olarak, öznelliklerin kuruluşuyla siyaseten öğrenme süreçleri arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekiyor. Ancak, aynı önermenin Kürtlerle kolonyal ilişkiyi derinleştiren bir bilgiye nasıl dönüştüğüne de şahit oluyoruz bu söyleşide.
Görsel: Akashay Asare - Saklı Yüzler (Tuval üzerine akrilik 122×61cm)
Görsel: Akashay Asare - Saklı Yüzler (Tuval üzerine akrilik 122×61cm)

Postkolonyal Fragmanlar başlıklı dizinin ilk fragmanları, “felsefe profesörü, barış akademisyeni ve hak savunucusu” Nilgün Toker’in Gazete Duvar’a verdiği söyleşinin analizinden elde ediliyor. Toker, kendisiyle yapılan bu söyleşide HDP’nin misyonuna ilişkin görüşlerini anlatıyor.

Siyasette öğrenme süreçlerine odaklanan Toker, bunun farklı toplumsal gruplar için önemine işaret ediyor ve haklı olarak öznelliklerin kuruluşunun öğrenme süreçleriyle yakın ilişkisine dikkat çekiyor. Ancak, söyleşi ilerleyip kolonyal zihinsel kodlar yüzeye vurdukça, Toker’in kendisiyle çelişmeyi göze alarak, aynı önermeleri Kürtlerle kolonyal ilişkiyi derinleştiren ve Kürt öznelliğini geçersiz kılan bir bilgiye nasıl dönüştürdüğüne şahit oluyoruz.

FRAGMAN 1: Bak, “zulüm var” diyeceksin, tamam mı?

Toker, söyleşideki yanıtında Millet İttifakı bileşenlerinden İYİ Parti ve CHP’nin Kürt meselesine dair son dönem eylemlerini/söylemlerini sempatik bir dil performansıyla aktarıyor. Toker, İYİ Partinin “Kürt düşmanlığından çekinik de olsa çıkmaya” çalıştığını; CHP’nin ise yine “çekinik bir dille” HDP’yi kapatma davasına itiraz ettiğini ve bunu “bir kazanç olarak görmek” gerektiğini telkin edip, devam ediyor:

  • Adaletsizliği görmek kazanılan bir yetidir. Yani “bana zulüm yapılıyor” değil, “zulüm var!” dememiz lazım. Bizi bireysel çıkarları dışındaki her mücadeleye kapalı insandan yurttaşlığa çıkartacak sıçrama tam da budur. Tekrar ediyorum, “Bana zulüm yapılıyor” değil, “zulüm var” demek bizi yurttaşlığa sıçratır.

Biri, Kürtleri kanlısı gören, diğeri ırkçı “andımız” metnine cansiperane sahip çıkan; sırasıyla ırkçılığın ve milliyetçiliğin doktriner savunucuları partiler bunlar. Bu partilerin “çekinik” lütufları karşılığında Kürtlere düşense “bana zulüm yapılıyor” demekten vazgeçmek olmalı. Zira Toker, “bana zulüm yapılıyor” demek bireysel çıkar ve yeti eksikliğidir diyor. Anlamayanlar için, kendisine mikrofon uzatan Kürde tekrar ediyor: Bak ”zulüm var” diyeceksin, tamam mı? Kürtlerin yetilerine dair kuşkular malum!

Oysa, “bana zulüm yapılıyor” haykırışındaki ben öznesi, zulme maruz kalmanın nedenini kavrayacak bilginin ve dolayısıyla hayatta kalmayı sağlayacak stratejinin kaynağıdır. Mazlumun “ben” demesi, tanınma mücadelesinin ilk işaretidir ve adının altını ısrarla çizmesi zalimle ilişkisini tespit ve teşhis etmesinin koşuludur. Tanınma mücadelesini “bireysel çıkar” icadıyla formüle eden Toker, dilsizleşmeleri karşılığında Kürtlere demagojik bir “yurttaşlık” vaadinde bulunuyor: Kürtler bir “sıçrayabilse”, dünyanın en güçlü pasaportuna sahip olacaklar!

FRAGMAN 2: Kapalı devre yaşayan Kürtler

Toker, Kürtlerin belli ölçülerde bir bilinç “sıçraması” yaşadığını teyit ediyor. Dinliyoruz:

  • HDP, Kürtlerin de Türkiye’de adaletsizlikle yaşayan başka kesimler olduğunu fark etmeyi ve kabullenmeyi öğrendiği bir sürecin sonunda kuruldu. Tanınma mücadelesini yalnızca kendiniz için değil, adaletsizliğe uğrayan tüm kesimlerle birlikte yaptığınızda bir müzakere alanı açmış oluyorsunuz.

Tam da, Kürtlerle ilgili “iyi” bir şey mi söylendi acaba derken (ki, protest kolonyal ilişkinin ham maddesidir iyilik) kolonyal ilişkinin kodlarına çarpıyoruz yine. HDP öncesi boşa kürek sallayan Kürtlerin, meğer mücadele ettiklerini sandıkları bir cahiliye dönemiymiş yaşadıkları!

Yetinmiyor, müzakere diyor, tüm kesimler için diyor, birlikte diyor Toker… Şimdi soru şu; Kürt, kimle (Toker, bir sonraki fragmanda devleti seçenek olmaktan çıkarıyor) ve kim olarak müzakere edecek? “Zulüm var” mı diyecek sadece? Ya da, “kim olduğumu söylemeyeceğim ama haklarımı istiyorum” mu diyecek, olmayan muhatabına?

Toker’in sorunu, “bilinmeyen bilinenler” tutumundan ileri geliyor. Bilmediklerini bildiği gibi anlatırken; kendi derdiyle meşgul, çevresine ilgisiz, başkasının acısını kabullenmeyen, dünyadaki zulme kör, kapalı devre yaşayan bir Kürtlük imgesinden hareket ediyor -ilave icatlarla daha da ikna edici olabilirdi aslında.

Toker, gömüldüğü kolonyal “biz” ajandasının derinliklerinden, çarpık bir Kürt ve dünyalılık bakışı devşiriyor. Oysa, Kürtlerin tanınma mücadelesi dünyalı olma mücadelesidir. Kürtler, gurur duymak için değil, dünyayla kozmopolit bir temas için Kürtlüğüne vurgu yapıyor; çünkü Kürt olma mücadelesi, insan olma mücadelesidir aynı zamanda. Kolonyalisti de insan olmaya çağıran bir mücadele…

Bu yüzden tekrar ediyorum, “yurttaş” olmadan önce insan olmalı.

FRAGMAN 3: Devletle pazarlık yapmayı sürdürseydi…

Bilmediklerini bilmeye devam ediyor Toker. Fraksiyoner bir övgüyle, HDP’nin başarısını yol açtığı “tehdit” ile ölçüyor:

  • HDP yalnızca Kürt kimliğine odaklı kalsaydı, sadece Kürtlere seslenen bir parti olsaydı, bu kadar tehditkâr olarak görülmezdi. HDP Türkiye toplumuna seslenen bir parti olmasaydı, devletle pazarlık yapan siyaset tarzını sürdürseydi bu kadar düşmanlaştırılmazdı.

Bize, müzakere etmemeyi “başaran” bir partiyi anlatan Toker, HDP “devletle pazarlık yapan siyaset tarzını sürdürseydi bu kadar düşmanlaştırılmazdı” diyor. Tanınma mücadelesinin, aynı zamanda bir müzakere açma mücadelesi olduğunu ret ediyor. Bunun, lapsus mu yoksa art niyet mi olduğunun bir önemi yok. Çünkü, Kürtlerin tanınma mücadelesini, gömüldüğü ajandasının bir kaldıracına indirgeyen Toker’in, eşitsizliğin bilgisini üretmede tutarlı bir izleği takip ettiği açık.

Toker, malumatfuruşlukla donattığı tutarlılığını bir kenara bırakabilse, kendisine sorular sormaya başlayabilir belki: Fiziksel mesafeyi azalttığı Kürtlerle zihinsel mesafe neden açılıyor mesela? Bu soru bir olasılık yaratır da, zihinsel mesafe kolonyalist kodları düşünmeye mesai olur belki.

* Postkolonyal Fragmanlar

Postkolonyal Fragmanlar (PkF), mümkün olan kısalıkta derdini ifade etmeye çalışan bir anlatım formudur. Kolonyal ilişki biçimlerini tespit ve teşhir eden bir “okuma” deneyimi olan bu fragmanlar, kamusal biçim almış düşünce, görüş ve performansları kolonyal zihniyetle bir yüzleşme pratiği olarak yeri geldikçe analiz eder.

Kolonyal ilişkinin en yıkıcısı, kolonyal ilişkiyi anladığını ve dışladığını varsayarak kurulanıdır kuşkusuz. Postkolonyal Fragmanlar’ın esas konusu da bu tutumdur. Zira böylesi bir faillik ezilenin, neden ezildiği bilgisiyle mesafesini açacak bilgiyi üretir. Yani, kolonyal ilişkinin onay mekanizmalarını genişleten rızayı devşirir. Kolonyal karşılaşmaların özgürlük sınırını tayin eden bu fail, dilinden düşürmediği eşitliğin söz konusu karşılaşmalarda neden bir seçenek olamayacağının formüllerini icat eder her seferinde. Bu çabası mucite, kolonyal yüzleşmenin uzak ihtimallerinden korunmanın inceltilmiş formüllerini de sağlamış olur böylece…

Paylaş
Share on twitter
Share on facebook
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email
İlgili İçerik
Bülten
Abone olun, güncel içerik e-postanıza gelsin