PkF:* Solu mitos, sağı fantezi
Müjge Küçükkeleş ve Selim Koru tarafından yazılan “Yeni Kürt Sağı” başlıklı makalede, Kürtler için sol-sağ ayrımı, milliyetçiliği savunmak ile milliyetçiliği aşmaya çalışmak dikotomisi üzerinden kurgulanıyor.
"Yapısal Evrenselcilik" sanat felsefesini geliştiren Joquín Torres-García'nın "Liman" adlı eseri (Mukavva üzerine yağlı boya 79.7×101.3cm)

Ortadoğu üzerine çalışmalar yürüten ABD merkezli Newlines Institute isimli düşünce kuruluşu bünyesinde yayımlanan Newlines Magazine’de, “Yeni Kürt Sağı” (The New Kurdish Right) başlıklı bir makale yayımlandı. Müjge Küçükkeleş ve Selim Koru tarafından yazılan akademik makalede, Türkiye’deki Kürtler arasında yeni bir sağ eğilimin ortaya çıktığı ve bu eğilimin sahiplendiği milliyetçi söylemle Türk devletinin yanı sıra HDP’yi de karşısına alan bir çizgiyi yansıttığı savunuluyor. Makalede, HDP’nin Türkiye partisi olma ya da Türkiyelileşme stratejisi ile “yeni Kürt sağı” adı verilen eğilim arasındaki söylemsel farklar ve çatışma noktaları değerlendiriliyor.

Makale, HDP ve Kürt siyaseti açısından önemli bir meseleyi gündeme getirse de, tasvir ve analizlerinin dayandığı veri açısından tartışmalı. Misal, yazarların “yeni sağ” tespitine veri sağlayan değerlendirmeler esasen, sosyal medya mesajlarına ve sosyal medya üzerinden sivrilen bazı figürlere dayandırılıyor. Sahadan elde edilen tek veri, Rawest Araştırma kuruluşunun Kürt gençleri arasında 2020 yılının sonunda yaptığı araştırmaya bir kez yapılan atıftan ibaret.

Akademik içerikteki sorunlar bir kenara, makalede göze çarpan diğer önemli nokta yazarların Kürtlerin yürüttüğü/sahiplendiği siyasi pratik ve söylemle kurduğu sorunlu ilişkidir. Yazarların “dışarıdan bakan göz” olma iddiası her ne kadar akademik tarafsızlık ve nesnellik iddiasıyla uyuşuyor gibi dursa da, Kürtlere yönelik kolonyal bakışın emareleri makale boyunca kendisini göstermektedir. Tarafsızlık ve nesnellik iddiası, kullanılan ya da kullanılmayan belli kavramlar ve tarihsel bağlama dair seçici bir okuma yapılması üzerinden Kürtler için neyin iyi/kötü ya da doğru/yanlış olduğunu örtük biçimde de olsa bilme iddiasına dönüşüyor.

FRAGMAN 1: İdeolojiler modern, Kürtler antik!

Yazıdaki yeni Kürt sağı analizleri, aşağıdaki ifadeyi spota taşıyor:

  • Yeni Kürt sağı, kendisini hem Türk devletine hem de PKK’nin solcu kurtuluş mitosuna karşı olacak biçimde tanımlamaktadır.

Siyaset bilimi içinden konuşma iddiasındaki analiz, siyaset bilimi terminolojisine içkin “ideoloji” kavramından imtina ederek, daha çok edebiyat literatüründe karşılaştığımız “mitos” kavramına başvuruyor. İdeoloji yerine, belli bir konu hakkındaki inanışlar ve varsayımlar anlamına gelen mitos kavramının kullanılması oldukça cüretkar bir fiil. Zira mitos, gerçeklikle ve bilimsellikle bağı zayıf ya da tartışmalı bir durumu işaret eder; mitosta, ideolojinin aksine, asgari tutarlılığa sahip bir fikir sistemi de söz konusu değildir. Anlaşılan odur ki, yazarlar açısından Kürtlerin siyasi öznelliği söz konusu olduğunda, modern çağın bir ürünü olan ideoloji kavramı yerine Antik Çağı hatırlatan mitos kavramı daha makbul hale geliyor. Ne kadar geniş bir kitleselliğe ve eylem/nüfuz kapasitesine ulaşmış olursa olsun, bu siyasi öznelliğinin gerçeklikle kurduğu ilişki göründüğü kadarıyla yazarların zihninde halen tartışmaya açık bir konudur.

FRAGMAN 2: İşleyişi kendinden menkul bir “rasyonalizm”

Yazarlar, 1970’ler ve 1990’lar arası dönemde Kürt sağının Türkiye’deki merkez sağ partilerle ve Milli Görüş hareketiyle ilişkisini şu şekilde açıklıyor:

  • Aynı dönemde, aşiret liderlerinden, din adamlarından ve diğer muhafazakârlardan oluşan Kürt sağı, geleneksel olarak Türk merkez sağ partilerine destek vermiştir. Bu destek, PKK’nin Kürt bölgesinin toprak sahibi sınıflarına yönelik oluşturduğu tehditten kaynaklanmaktaydı. 1990’larda Kürt sağı desteğini Türk İslamcı partilerine kaydırmıştır. Bu kesimler bu siyasi partilerde kendilerini İslami “Ümmetin” yoldaş tebaası olarak görebildikleri gibi Kemalist devletin laik ve milliyetçi dayatmalarına karşı meydan okuyabilmekteydiler.

Makalenin bu kısmında, Kürt sağının geleneksel kesimlerinin Türkiye’deki merkez sağ partilere desteği ile PKK’nin bu kesimlere oluşturduğu tehdit arasında doğrudan bir bağ kuruluyor. Burada, tarihsel bağlama dair seçici bir okuma yoluna gidiliyor. Zira bahsi geçen kesimlerin merkez sağ partilere desteği çok daha erken bir tarihe, 1950’lere (1950 seçimleri bir istisna olmak üzere) kadar gitmektedir. PKK’nin oluşturduğu tehdidin bu desteği belli bir ölçüde pekiştirmiş olması ihtimaller dahilinde olsa da, bu noktada özellikle aşiret liderleri ya da toprak ağalarının genel seçimlerdeki oy tercihleri esas mesele değildir.

PKK ve bölgedeki toprak sahibi sınıflar açısından asıl önemli gelişme, devletin 1980’lerde maaş bağlayıp bir takım haklar verdiği bazı aşiretleri silahlandırarak bölgede koruculuk sistemini oluşturmasıdır. 1990’larda Milli Görüş hareketinin bölgede oylarını ciddi oranda arttırması ise Kürt sağının desteğiyle sınırlı bir durum değildir. Bölgede tırmanan silahlı çatışmalar ve devlet eliyle yürürlüğe konan zorunlu göç, kaybetme ve yargısız infaz gibi yaygın hukuk dışı pratikler, Kürtlerin düzen ve resmi ideolojiye tâbi gördüğü siyasi partilerle arasına mesafe koymasına neden oldu. Bu, 1990’lardan günümüze giderek genişleyen bir eğilimdir.

Tarihsel bağlama dair seçici okumaları sadece akademik anlamda maddi bir hata olarak değerlendirmek iyimserlik olur. Siyasetin işleyişini kendinden menkul bir rasyonalizmle (elbette yeteri kadar donanımlı ve eğitimli kişilerin kavrayabileceği!) sınırlayan ve unutulmaya ya da göz ardı edilmeye müsait “ötekileri” sadece bu rasyonalizm bağlamında ele almayı ve görünür kılmayı yeterli gören “realpolitikçi” yaklaşım burada kendisini gösteriyor.

Yazarlar, Kürt sağının seçimlerdeki oy tercihleri üzerinden Kürtlere “realpolitikçi” bir yaklaşımı dayatıyorlar. PKK toprak sahibi sınıflara tehdit oluşturduğuna göre, bu kesimlerin merkez sağ partilere destek vermesi varılabilecek en rasyonel sonuçtur! Ya da Kürt sağı, 1990’larda birdenbire Milli Görüş hareketini (1970’lerden beri varlığını sürdürmektedir) keşfetmiş ve mevcut düzenin dayatmalarına meydan okumak için desteğini buraya yöneltmiş…

Böylesi bir yaklaşımla, Kürt sağı ile merkez partiler arasındaki ilişkinin tarihsel bağlamı, koruculuk sisteminin oluşturulması, tırmanan silahlı çatışmalar, zorunlu göç, kaybetme ve yargısız infaz gibi konular, “ikincil meseleler” olarak göz ardı edilebilmekte ve/veya Kürtlerin seçimlerde yaptıkları oy tercihleri esas mesele haline gelebilmekte.

FRAGMAN 3: Saldırgan fantezilere kapılmayan Kürtler

Yeni Kürt sağının milliyetçi söylemini ele alan yazarlar, şöyle bir not düşmeyi gerekli görüyor:

  • Buna karşılık, yeni Kürt Sağı diğer birçok milliyetçiliğin aksine, bu noktada saldırgan fantezilere kapılmamaktadır.

“Saldırgan fanteziler” (aggressive fantasies) ifadesi dikkat çekicidir. Yazarlar akademide tartışmalı bir kavram olan terör/terörizm kullanımları yerine “saldırgan fanteziler” gibi bir ifadeyi tercih etmiş gibi görünüyorlar. Anlaşılan, akademideki terör eylemi-siyasi faaliyet ikilemi tartışmalarında tarafmış gibi görünmek istemeyen yazarlar, çözümü “saldırgan fanteziler” gibi nesnellikten uzak ve kesin yargı bildiren bir ifadeyi kullanmakta bulmuşlar. Yukarıda bahsi geçen “mitos” kavramında olduğu gibi, gerçeklikle bağın tartışmalı olduğu “fantezi” kelimesine “saldırgan” kelimesiyle tehdit bildiren bir sıfat eklenerek “irrasyonel” bir eğilim teşhir edilmeye çalışılıyor.

Egemen bir ideoloji olarak milliyetçiliğin geçmişinde (özellikle de Batı dünyasında) pek çok yıkıcı aşırılığın bulunduğu bir gerçektir. Ancak yakın dönemde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Katalonya örneklerinde olduğu gibi, saldırganlık içermeyen bağımsızlık taleplerinin günümüzde “realpolitik” adına adalet duygusundan uzak, saldırgan pratiklerle sekteye uğratıldığı da yadsınamaz bir başka gerçektir. Bu anlamda, yazarların her türlü milliyetçiliği tek bir potada eritip oldukça sınırlı bir milliyetçilik okuması üzerinden neyin rasyonel neyin irrasyonel olduğuna dair kesin yargılar bildirme yoluna gittikleri görülüyor.

FRAGMAN 4: Bir sol-sağ dikotomisi, milliyetçiliği savunmak mı aşmak mı?

Yazarlar, HDP’nin Türkiyelileşme stratejisine karşı gelişen yeni Kürt sağının söylemini ele alırken şöyle bir görüş bildiriyorlar:

  • [Bu söyleme göre] Seçmen tabanı ezici bir çoğunlukla Kürt olsa da, HDP kendisini Türkiye’de Kürtlerin temsilcisi olarak sunmayı reddetmektedir. HDP’nin solcu ve evrenselci vizyonu, Kürtler için ayrı bir devlet ihtiyacının ötesine geçtiğini iddia etmektedir ve ulus kavramından dikkatlice kaçınarak Türkiye’de tüm halklar için demokratik, hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetim arayışındadır.

Yazarlar açısından, “evrenselci(lik)” kavramı HDP’nin mevcut siyasi duruşunu anlamak için kilit bir öneme sahiptir ve makale boyunca HDP ile “evrenselci(lik)” kavramı birkaç kez bir arada kullanılıyor. Buna karşılık, yeni gelişen Kürt sağının milliyetçi söylemi ise tam da evrenselliğin zıttı olacak biçimde “içe dönüklük” (inward) kavramı üzerinden tanımlanıyor:

  • Yeni Kürt sağı, Türkiye’de demokrasi için siyasi mücadelenin öncelikliğinden bir adım geri atıp içe dönme [inward] arayışındadır… Evrenselci ideolojilerden bıkmış olan Kürtler için bu içe dönük [inwards] bir çağrıdır…

Siyaset biliminde sol ve sağ kavramlarının evrenselcilik ve içe dönüklük üzerinden tanımlanması genel bir teamüldür. Ancak yazarlar makalede Kürtler için sol-sağ ayrımını neredeyse tamamen Kürt milliyetçiliğini savunmak ve Kürt milliyetçiliğini aşmaya çalışmak şeklinde bir dikotomi üzerinden kurguluyor. Böylesi bir yaklaşım genelleyici olduğu kadar tepeden bir bakışı da yansıtır. Yukarıda da bahsi geçen her türlü milliyetçiliği bir görüp neyin rasyonel neyin irrasyonel olduğuna karar verme yaklaşımı burada da söz konusudur.

Öte yandan, günümüzün siyasetine dair yapılan analizlerde ve değerlendirmelerde evrenselcilik çok da başvurulan bir kavram değildir. Zira günümüzde siyasetin halen farklı toplumsal kesimlerin ve aktörlerin çıkar çatışmalarıyla şekillendiği genel bir kabuldür. Bu sebeple, COVID-19 aşılarına erişim ya da göçmenlerin hakları veya barınma meseleleri gibi dünya genelini ilgilendirmesi beklenen konularda, ilgili aktörlerin faaliyet ve politikalarını evrenselcilik tahayyülü üzerinden değerlendirdiğine pek rastlanmaz.

Böylesi konularda, “realpolitik” açısından ilgili aktörlerin çıkarları gereği rasyonel faaliyetlere giriştiği kabul edilir ve evrenselcilik bir kıstas olarak ele alınmaz. Bu açıdan, Kürtlerin siyasetin günümüzdeki doğasının gerektirdiği biçimde kendi özgün çıkarlarını tespit etmeye çalışmalarını (isabetli ya da isabetsiz olmasından bağımsız olarak) oldukça sınırlı bir milliyetçilik okuması üzerinden evrenselcilik karşıtı olarak tanımlamak en iyimser haliyle Kürtleri naif bir idealizmle baş başa bırakmak anlamına geliyor.

Epilog

ABD’deki siyah hareketin önde gelen isimlerinden W. E. Burghardt Du Bois, “çifte bilinç” (double consciousness) kavramıyla 19. yüzyıl sonlarında ABD’deki Siyahların kimliklerindeki bölünmeye dikkat çekmişti.[1] “Yeni Kürt Sağı” başlıklı makalenin yazarları ironik biçimde çifte bilinç kavramını HDP için yeniden kurgulamış gibi duruyor. Siyaset sahnesinde ve kamusal alanda esasen Kürtleri temsil eden ve görünür kılan bir siyasi parti, Du Bois’un kavramsallaştırmasında olduğu gibi evrenselcilik ve içe dönüklük üzerinden bir çifte bilince hapsediliyor. Ardından, uyum göstermeleri gereken yargı, norm ve kurallar bildiriliyor: Kürtlerin siyasi öznelliği “mitoslara” ve “saldırgan fantezilere” kapılarak irrasyonelliğe sapmamalı ve “realpolitikteki” ihmal edilebilir konumunu çok da sorun etmeyip evrenselcilikteki ısrarını sürdürmelidir.


[1] Du Bois’ya göre, ABD’deki siyahlar kimliklerini beyaz nüfusa göre çok daha çelişkili biçimde deneyimlemekteydiler. Bu kişiler kendi kimliklerinin farkında oldukları gibi, kendilerini üzerlerinde tahakküm kurmuş beyaz egemen toplumun gözünden de sürekli görmekteydiler. Aynı anda iki bilinç düzeyinde bulunmak durumunda kalan Siyahlar, kendi farkındalıklarını gerçekleştirecek koşullara sahip olmamalarından ötürü de kendilerini aslında hep karşı tarafın gözünden görmekteydiler. Dolayısıyla, ABD’deki siyahlar için sürekli olarak uyum gösterilmesi gereken yargılar, normlar ve kurallar bulunmaktaydı.

* Postkolonyal Fragmanlar

Postkolonyal Fragmanlar (PkF), mümkün olan kısalıkta derdini ifade etmeye çalışan bir anlatım formudur. Kolonyal ilişki biçimlerini tespit ve teşhir eden bir “okuma” deneyimi olan bu fragmanlar, kamusal biçim almış düşünce, görüş ve performansları kolonyal zihniyetle bir yüzleşme pratiği olarak yeri geldikçe analiz eder.

Kolonyal ilişkinin en yıkıcısı, kolonyal ilişkiyi anladığını ve dışladığını varsayarak kurulanıdır kuşkusuz. Postkolonyal Fragmanlar’ın esas konusu da bu tutumdur. Zira böylesi bir faillik ezilenin, neden ezildiği bilgisiyle mesafesini açacak bilgiyi üretir. Yani, kolonyal ilişkinin onay mekanizmalarını genişleten rızayı devşirir. Kolonyal karşılaşmaların özgürlük sınırını tayin eden bu fail, dilinden düşürmediği eşitliğin söz konusu karşılaşmalarda neden bir seçenek olamayacağının formüllerini icat eder her seferinde. Bu çabası mucite, kolonyal yüzleşmenin uzak ihtimallerinden korunmanın inceltilmiş formüllerini de sağlamış olur böylece…

Paylaş
Share on twitter
Share on facebook
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email
İlgili İçerik
Bülten
Abone olun, güncel içerik e-postanıza gelsin