Kavram tribününde tezahürat!
Fırat Aydınkaya, yeni bir hikaye bulunamazsa on yıl içinde “Amedspor’un amigosu” olacağımızı söylüyor. Kavram bohçası yazısında, “amigo” diye küçümsediği halkın sessizliğini kanıt, tribünlerdeki haykırışını semptom sayıyor.
amedspor
Amedspor tribünlerinde “Em hatin” pankartı. Görüntü 20 Eylül 2026 tarihinde oynanan Beşiktaş maçından.
Belavke
Paylaş

Fırat Aydınkaya’nın yazısının başlığı bir soru soruyor gibi görünüyor, ama başlığın sonunda soru işareti değil ünlem var: “Öyleyse Ne Yapmalı!” Yazar, Çernişevski ile Lenin’in iki büyük “Ne Yapmalı?”sını anarak başlıyor. Ne var ki ustalarının açık bıraktığı soruyu o daha başlıkta kapatıyor, çünkü cevabı baştan biliyor. Asıl tespiti ise hemen ardından geliyor: Kürtlerin elit bir tabakası ve ona bağlı “organik” bir kesim dışında kimse mevcut sürece inanmıyor. Buraya kadar, halkın nabzını tutan ve onun adına konuşmayı dert edinmiş bir kalemle karşılaştığını sanıyor insan.

Ancak bu hükmün tek dayanağı yazarın kendisi. Halkın mevcut sürece inanmadığını bir sahaya, bir araştırmaya değil, “görebildiğim kadarıyla” diyerek kendi bakışına dayandırıyor. Bir yerden bakmak elbette kusur değil; her yorum bir yerden bakar. Sorun, “görebildiğim kadarıyla” diye açılan cümlenin “kimse inanmıyor” diye, yani bütün bir halk adına verilmiş kesin bir hükümle kapanması. Gördüğü kadarıyla halk sessiz ve inançsız. Peki görmediği kadarıyla?

Bu yazı bir süreç savunusu değil; sürece inanmamak da, onu eleştirmek de pekala meşru. Mesele, yazarın “inanmayanlar” adına konuşurken “inananlara”, bunun üzerinden de tribününde durmanın, formasını giymenin bile bedel ödettiği bir takımın başarılarına sevinen insanlara nasıl baktığı.

Çünkü görmediği kalabalık, yazının ilerleyen satırlarında karşısına çıkıyor ve yazar onu tanıyamıyor. Her maç stadı dolduran, ekran başında çok daha fazlasına ulaşan bu kalabalığa bakıyor ve aklına gelen en küçümseyici kelimeyi seçiyor: Yeni bir hikaye bulamazsak önümüzdeki on yılda “Amedspor’un amigosu” olacağımızı söylüyor. Bunu, kendi düşüncesini olduğundan kalabalık göstermek için “biz” diyerek söylemesi de bir şey değiştirmiyor. Anlaşılan halk sürece inanmadığında kayda değer, bir takıma gönül verdiğinde ise ayak takımı oluyor.

Kavramlara tempo tutmak

Bu bakışın nereden geldiğini anlamak için çok uğraşmaya gerek yok. Metin baştan sona Marksist sözlüğün en parlak kelimeleriyle döşenmiş: hegemonya, sınıf, bir de o çok sevilen “organik”. Yazar kendi düşüncesinin golünü atmak yerine bu kavramları tribüne dizip sırayla tempo tutuyor. Buna olsa olsa terminoloji amigoluğu denir.

Tribünün en ön sırasında da Lenin oturuyor. Yazarın ilham diye seçtiği “Ne Yapmalı?”, işçilerin kendiliğinden hareketinin sendikal bilincin ötesine geçemeyeceğini, devrimci bilincin onlara dışarıdan, profesyonel devrimcilerce taşınması gerektiğini savunan bir metin. Yani öncünün kitleye yol gösterdiği, kendiliğindenliğin hor görüldüğü bir kuramın kurucu belgesi. Süreci bir elitin projesi olduğu için eleştiren birinin kendi yolunu başka bir elitizmin haritasıyla çizmesi ilginç bir tercih. Tribündeki kendiliğinden sevinci amigoluk sayması da bu haritada şaşırtıcı değil.

“Organik” kelimesine gelince… Sorun kelimede değil, yöntemde. Gramsci’de her sınıf kendi organik aydınını üretir. Gramsci, aydından halkın sağduyusunu küçümsemeden anlamasını, onu içerden dönüştürmesini bekler. Aydınkaya ise bu sağduyunun en görünür, en gürültülü haline yani tribüne, daha anlamaya başlamadan hüküm biçiyor. Kavramı Gramsci’den almış, yöntemi kapıda bırakmış. Üstelik Gramsci, futbolu modern toplumun açık kurallı bir modeli olarak okumuş, onu bir kart oyunuyla karşılaştırarak toplumu anlamaya çalışmıştı. Marx’ın proletaryası hala fabrikada, şantiyede, tarlada çalışıyor, hafta sonu ise stadyumda. Yazar onu sadece ilk adreste tanıyor; kavramın içinde kaldığı sürece özne, kitle olduğu yerde lümpen!

Tribüne tezahürat dersi

Stadyumdaki amigonun yüzü taraftardadır. Bizimki ise taraftara sırt çevirmiş, kavramların gölgesinde tezahürat yapıyor. O serinlikte ne güneş yakıyor ne ter kokusu geliyor ne de uğultu duyuluyor. Galeano futbolu gölgede ve güneşte anlatırken, aydınların bu oyuna nasıl tepeden baktığını da not etmişti. Sağdakiler halkın ayaklarıyla düşündüğünü söylüyor, soldakiler futbolun kitleleri kısırlaştırdığını. Yazarımız ikincisinin gölgesinde oturuyor. Oradan bakınca duyulmayan şey zamanla yok sayılıyor.

Oysa Amedspor tribünü bugün de bu süreçten çok önce de salt bir eğlence yeri olmadı. Deplasman yasakları, cezalar, saldırılar, linç girişimleri, bir kimliği kamusal olarak dile getirmenin bedelini gösteriyor. Yazarın siyasetin yerine geçen bir oyalanma diye gördüğü şey, siyasetin başka bir biçimi. “Golü ulusun ispatı saymak” diye küçümsenen şey, belki de ulusun kendini başka hiçbir yerde gösteremediği kadar orada göstermesidir.

Keza, yüz binleri bulan bir taraftar kitlesi bir dipnot değil, üzerinde düşünülmesi gereken toplumsal bir gerçeklik. Kürtlerin elli yıllık hikayesinin çöktüğünü söyleyen yazara, o tribündeki renklerin, marşların, tanıdık yüzlerin hangi hikayeden çıkıp geldini sormak gerek. İnsanların neyi kutladığını, neye umut bağladığını, hangi renklerin altında bir araya geldiğini okumadan “yeni bir hikaye” yazmaya kalkmak, seyircisi olmayan bir salonda performans sahnelemeye benziyor.

Yazar, “nasıl” sorusunun en az “ne” kadar önemli olduğunu hatırlatıyor ve bunda haklı. Ama uzun bir teşhisin ardından sunduğu öneri, özgürlüğü yeniden düşünmeye çağırmaktan öteye geçmiyor. “Ne yapmalı?” diye soran bir yazı, “nasıl” sorusunu cevapsız bırakıyor. Bunun bir nedeni, halkın bugün nerede ve nasıl bir araya geldiğine bakılmaması olabilir. Tribün elbette yeni bir hikayenin kendisi değil; futbol da bir siyasi programın yerini tutmaz. Ama insanların neye sevindiğini, neyle bir araya geldiğini anlamadan onlara bir hikaye önerilemez. O hikayeyi yazmak isteyen, önce tribündeki o sesi duymalı.

On yıl sonra ne olacağını kimse bilemez. Ama tribüne sırtını dönüp tezahürat yapan, kaç kavram sayarsa saysın, kendi yankısından başka bir şey duymaz.

Belavke | Paylaş
Naveroka Pêwend | İlgili İçerik
Ji bo agahiya naveroka nû qeyd bibe
Güncel içerik bildirimi için kaydol